02 Kasım 2008 Pazar

Toparlama...

Merhabalar,

Uzun zamandır yazmadım, haber etmedim. Bi ara Blogger'a Türkiye'den erişimin kapandığını duydum. Yeniden açılmış sanırım. Büyük gelişmeler olmamasına rağmen bi ses edeyim dedim.

Son yazdığımdan beri ne oldu?.. Okul başladı; ders seçimi biraz sıkıntılı oldu, çünkü kime gittiysek çok sayfalı (8-12 arası) ödev istedi. Ama sonunda döndük, dolaştık, Husserl dersini almaya karar verdik. Hem Türkiye'ye dönünce de saydırması kolay olacak. Diğer dersimiz ise bizim metin çözümleme tadında olan bi "essay training" dersi; bunun için de 3 sayfalık bi ödev yazmamız gerekiyor. Bunların haricinde iki tane sosyoloji bölümünden ders alıyoruz. İki dersi de aynı hoca veriyor ve hoca da zamanında Türkiye'den gelmiş. Bi derste Erasmus öğrencileriyle ilgili bi araştırma yapıyoruz, diğerinde ise bi kitaba dayalı sunum yapacağız. Sosyolojiden aldığım derslerin daha keyifli olduğunu söyleyebilirim. Çünkü hem anlayabiliyoruz hem de araştırma ve sunum yapıyoruz. Bir de Almanca kursu var işte; bütün bu derslerle almamız gereken 30 krediyi fazlasıyla dolduruyoruz. Bir şekilde halledeceğiz.

Okul haricinde ise geçen hafta günübirlik Aachen'a gittik. Oradaki Dom Katedrali'ni gezdik. Nereyi gezelim diye bi araştırma yapmamıştık. Dolayısıyla biraz acemice bi gezi oldu ama görülmesi gereken bir yer olduğunu duyarsak yine gidebiliriz; sonuçta 1 saatlik yol... Aachen gezisinin ilginç tarafı ise Köln'e dönüşte trenden indiğimiz zaman kendimizi evimizde gibi hissetmemizdi. Bi ara Sercan'la birbirimize "Bizim Dom daha güzel lan!" dediğimizi hatırlıyorum. Tek eksik bi Köln maçına gitmek kaldı, kısmet diyorum.

Yurttaki arkadaşlarımdan da gayet memnunum. Boş vakitlerimizde Skat denilen bi Alman iskambil oyunu oynuyoruz. Daha önceden iskambil temelim olduğu için çabuk öğrendim. Hatta kendileri bile iyi bi oyuncu olduğumu söylüyorlar. Hayatta yapabildiğim en iyi şeylerden birinin iskambil oynamak olması biraz tuhaf tabi ama oldukça keyifli, canımın sıkıldığını söyleyemem.

Türkiye'yi çok özlediğim de söylenemez ama ailemi, arkadaşlarımı ve yemekleri çok özledim. Önümüzdeki hafta koordinatörümle konuşup dönem arasındaki Türkiye'ye dönüş tarihimi kesinleştireceğim. Ona göre erken bilet almakta fayda var. Haa, bir de önümüzdeki hafta vizemizi uzatmak için başvuracağız. Umarım bi kıllık olmaz. Bildiğiniz gibi Türkiye'den buraya ilk gelişte 3 aylık tek girişli vize vermişlerdi. Dolayısıyla şimdilik ülkeden çıkamıyoruz. Ama haftaya alacağımız vizeyle kısmi bir oturma izni almış oluyoruz. Ondan sonra da para ve zaman durumunu değerlendirip birkaç farklı ülkeye gitmeyi planlıyoruz. Kafamda tasarladığım yerlerin yarısına gidersem iyidir diye düşünüyorum.

Böyle işte; pek bi numara yok, yuvarlanıp gidiyoruz. Bi ara yine haber ederim, kendinize iyi bakın...

Bash bash!!

09 Ekim 2008 Perşembe

Canım Sıkkın!

Selamlar,

İki gündür canım sıkkın. Bunun sebebi hibelerimizin -şimdilik- %60'lık kısmının yatacak olması. Normalde %80'inin yatması gerekiyordu ama bi katakulli döndü Türkiye'de; ne olduğunu bilmiyorum artık. %20'nin de ne zaman geleceği meçhul. Onun haricinde her şey olağan gidiyor. Buradaki hayatımdan oldukça memnunum.

Mutfağı paylaştığım kat arkadaşlarımla giderek daha çok vakit geçirmeye başladım ve bu da buradaki zamanımın daha eğlenceli geçmesi demek. Onlar da beni tanıdıkça daha sıcakkanlı ve yardımsever olmaya başladılar. Daha evvel sizlere katımdakilerden bahsetmemiştim. Şu anda 8 kişiyiz ve 1 kişi daha gelecek. Benim haricimdeki 7 kişiden 3'ü Alman, 1'i Mısırlı, 1'i Faslı, 1'i İtalyan ve 1'i Kamerunlu. Kamerunlu arkadaşın haricinde mutfağı genelde temiz tutuyorlar. Gerçi o da pis değil ama Kamerun'un yemeklerinden midir artık, o yemek yaptığında mutfak bi acayip kokuyor. İtalyan arkadaş da yeni geldi ve dün şans eseri belediye başkanının Erasmus öğrencileri için verdiği resepsiyonda karşılaştık. Bi ara etrafımda o kadar çok İtalyan vardı ki kendimi İtalya'daymışım gibi hissettim. Bu arada sözü geçen resepsiyondan biraz bahsedeyim.

7 Ekim günü 15:45'te üniversitenin Erasmus öğrencileri için organize ettiği şehir turu vardı. Gerçi şu ana kadar gösterdikleri yerlerin hepsini gezmiştim ama şehrin tarihi hakkında ilginç bilgiler almak açısından oldukça keyifliydi. Sonrasında ise -artık işleri güçleri yok mu, bilmiyorum ya da bize mi tuhaf geliyor- belediye başkanının Erasmus öğrencileri için verdiği resepsiyona gittik. Bazı resmi kişiler konuşma yaptı, kimin kim olduğunu anlamadım ama zaten o sırada hemen hemen tüm öğrenciler Köln'ün yerel birası olan Kölsch'e ve kanapelere dadanmaktaydı; konuşmacıları pek sallayan olmadı. Başka Avrupa üniversitelerinde böyle organizasyonlar yapıyorlar mı bilmiyorum ama belediye başkanının öğrenciler için resepsiyon vermesi kentin eğitime ne kadar önem verdiğini gösteriyor bence ("Avrupa'da insana yatırım yapıyorlar hocam!" geyiği). Sonrasında ise resepsiyonda karşılaştığım İtalyan arkadaşın davetiyle hiç tanımadığım birinin doğumgünü partisine gittim. Bi dünya İtalyan ve İspanyol vardı. Partide iki Almanla tanıştım ve o kadar Akdenizlinin arasında Almanlarla karşılaşmak en azından o an için şaşırtıcıydı. Güzel muhabbet oldu fakat son trene yetişmek için biraz erken kaçtık.

Geçen haftasonu ise mini bir Bonn turu yaptık fakat bir kez daha gidip adamakıllı gezeceğimiz için Bonn'la ilgili izlenimlerimi sonraya bırakıyorum. Kendinize iyi bakın...

Bash bash!

Not: Yazıyı yazdıktan sonra başlığa tekrar baktım da; aslında o kadar da canım sıkkın değilmiş. Yediğimiz ekmek kadayıfının kaymağından çalmışlar biraz. Umarım en kısa zamanda paranın geri kalan kısmını da gönderirler. Yoksa gurbet ellerde kötü yola düşeriz, ona göre :)

28 Eylül 2008 Pazar

Dün benim doğumgünümdü lan!!

Herkese merhaba,

Dün 21 yılını doldurduğum hayatımda ilk defa doğduğum yerden uzakta bir doğumgünü geçirdim. Doğumgünüm diye çok da özel şeyler hissetmedim, zaten bu tip şeyleri normalde de çok sallamam. Her cumartesi ne oluyorsa dün de aynıları oldu sonuçta. Ama düşündüğümde "Bu günü keşke her sene başka bir yerde geçirsem." dedim kendime. Sadece sevdiklerinin de yanında olmasını istiyorsun ama her şey, her zaman istediğin gibi olmuyor. Bi yerde fedakarlık yapman lazım. Bi sene sevdiklerinle bi sene başka bir yerde olmak makulmuş gibi geldi bana; yaşasın orta yolculuk! :)

Bu arada yazı ve fotoğraf konusunda çok tembellik ettim, farkındayım ama şu anda Sercan'la birlikte kaldığımız için aynı evde yaşayan iki devlet memurunun maceralarını yaşıyoruz; pek vaktim olmuyor bu işler için uğraşmaya. Burada internet bağlantısı çok kötü olduğu için fotoğraf yüklemek bayağı bi zaman alıyor ama yazı konusunda bi mazeretim yok, sadece tembellik hakkımı kullanıyorum diyelim. Yarından itibaren internet hızımız da 16 katına (1024 kbps) çıkacak, Sercan'ın geldiği günün fotoğraflarını falan koymayı düşünüyorum, bakalım...

Onun haricindeyse her şey gayet güzel gidiyor. Almanca kursuna devam ediyorum, cuma günü sınava girdim ve sanırım bir seviye yükseleceğim ama pratikte sıkı değilim henüz. Havalar da henüz çok kışlamadı, haftasonları güneşi gördüğümüz gibi yakınlardaki botanik parkına gidiyoruz. Frizbi oynuyoruz, çimlerde yatıyoruz. Sercan oraya cennet parkı diyor; haksız da sayılmaz. Müthiş bir yer. Bi ara oranın da fotoğraflarını koyarım, umarım; tembellik hakkımı saklı tutarak tabi :)

Hadi görüşürüz...

17 Eylül 2008 Çarşamba

Aslanlar ve Antiloplar

Artık kendinizi evinizde gibi hissetmeye nasıl başlarsınız? Sabah kalkar, kahvaltınızı eder, işinize gider, sonra eve gelip yemeğinizi yer, biraz da duyularınızı doyurup uykuya dalarsınız. Şanslıysanız ve yalnız değilseniz belki 1-2 kadeh bir şey içmeye çıkabilirsiniz. Ertesi gün yine aynı... Ve en ilginci artık kimseye adres sormadan yürürsünüz. Ayaklarınız sizi olmanız gereken yere götürür çünkü. İşte kendini evde hissetmek benim için böyle bir şey...

Kerem ve Hüseyin gideli kısmen bunları yaşıyorum. Keyfim gayet yerinde, hiçbir problemim yok. Ama "Yalnızlık Allah'a mahsus!" derler ya, doğruymuş.

Buraya geleli 21 gün olmuş, bitmiş... Göz açıp kapayıncaya kadar...

Bunları niye yazıyorum, onu da bilmiyorum ya. Sanırım yalnızlığın sona ereceğine dair bir coşku var içimde. Şu anda Sercan yolda ve bu satırları yazdığım andan yaklaşık 4.5 saat sonra yanımda olacak, 1 Ekim'e kadar beraber kalacağız. 3-4 gün sonra birbirimizden de tiksineceğiz ya; yazın kışı özlemek, kışın da yazı özlemek gibi bir şey bu. Tatminsizliği bile bile evetlemek...

Neyse, işin özü bu! Lafı da fazla uzatmaya gerek yok. Hem Allah aşkına, 1 sene boyunca kalacağın bir yerde her anının dolu dolu geçmesini hangi hıyar bekler ki?!? Buraya gelmeden evvel de bunu biliyordum, dolayısıyla çok canım yanmıyor. Ayrıca da her şey gayet iyi gidiyor, böyle konuştuğuma bakmayın. Biz ay ışığına bakıp rakı içen milletiz; bizden başka melankoliden haz alan millet var mı ya?!? :)



Haa... Aslanlar ve antiloplar mı?

Bilmem... Ben sadece küçük bi şempanzeyim.

04 Eylül 2008 Perşembe

Yalnızlık paylaşılmaz...



Son kez Dom merdivenleri...



Havalimanında bekleyiş...



Veda vakti geldi...

Saat 00:06, Hüseyin'i göndereli 1 saat olmuş. Odamda oturuyorum...

Artık misafirlik bitti. 2 gün evvel odama yerleştim. Dün Kerem, bugün ise Hüseyin Türkiye'ye döndü. Cumartesi günü Ayşe gelinceye kadar yalnız sayılırım. Aslında yalnız da değilim, arkadaşlar var ama Kerem ve Hüseyin olmadan geçirdiğim bu ilk saatler bile bana "Yarın için kahvaltılık var ama akşam yemeğine ne yapsam acaba?" diye düşündürmeye başladı. Bu arada oda demişken nasıl bir şey olduğunu göstereyim:




İşte böyle bir şey... Ufak bi balkonu var, ağaçlara bakıyor. Arada bir geçen tren dışında sessiz, sakin bir yer. Tuvalet ve banyo aynı yerde. Bildiğin tuvalet ve banyo işte (taharet musluğu yok sadece, "gavurlar kıçlarını yıkamıyorlar" derlerdi de inanmazdım, doğruymuş), fotoğraf çekme gereği duymadım. Mutfak ise daha evvel gösterdiğim gibi. Bütün kat ortak kullanıyor. Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Kendinize iyi bakın...

29 Ağustos 2008 Cuma

Fotoğraflar


Kerem'in mutfakta takılıyoruz...



Dom'un önünde otururken...




Woyton diye bi kafe...




Rhein kıyısında artistik patinaj :)





Rhein kıyısında bira içiyoruz ama yeşil Tuborg gibisi yokmuş, bunu anladım.




Hüseyin'in mutfağı; artık benim sayılır :)





Tavuk kanadı ve soğan halkası... Makarna da haşlanıyor.






Yedik, içtik, karnımız tok :)

Sonunda; Köln...

Herkese Merhaba,

Nihayet Köln'deyim ve farketmeden 2 gün geçti bile. Aslında gayet de dolu dolu geçti:
26 Ağustos gecesi rahat bir uçak yolcuğundan sonra Köln-Bonn Havalimanı'na iniş yaptık. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra bagajımı almak için biraz bekledim ve çıkışa doğru yöneldim. Gözlerim kalabalığın arasındaki Kerem ve Hüseyin'i ararken onlar bana el sallıyorlardı. Saatin geç olmasından dolayı hafif bi kucaklaşmadan sonra treni yakalamak için koşuşturmaya başladık. Yurda gelmek için yapılması gereken aktarma sırasında Kerem sigara içmek için istasyondan çıktı ve Köln'e ayak basışımın daha ilk saatinde bu şehrin en haşmetli yapısı olan Dom Katedrali'ni gördüm, zaten görmemek de pek mümkün değil. Sanırım şu satırları yazana kadar geçen 2 günün içinde en çok hayrete düştüğüm andı diyebilirim. Onun haricinde çoğu şey beklediğim gibi; "gavur yapmış" demekle yetiniyorum. Gece yurda geldikten sonra kazınan midelerimizi bastırmak için 3 tanesi 2 € olan LİDL pizzalarından yedik. Bu kadar ucuz olduğuna bakmayın, gayet lezzetli ve doyurucu; yani tam öğrenci işi.
Ertesi gün yurt başvurumu onaylamak için erkenden üniversite civarında bir yere gittik. Emin değilim ama, adı Wohnenhaus'du sanırım. 1 Eylül itibariyle Hüseyin'in boşalttığı odaya ben geçeceğim (onlar için dönme vakti geldi). Şimdilik Kerem'de kalıyorum. Konaklama işimi hallettikten sonra bi kahve içmek için merkeze gittik (yerlerin adını tam bilmediğim için şimdilik merkez demekle yetineceğim). Benim fotoğraf makinasına ihtiyacım olduğu için buranın en büyük teknoloji mağazalarından biri, belki de en büyüğü olan, MediaMarkt'a gittik. İstediğim modeli bulamadığım için birkaç yere daha baktım fakat bugün başka bir modelde karar kılarak en ucuz fiyatı bulduğum MediaMarkt'tan makinamı aldım, birazdan birkaç foto da koyacağım. Olay-zaman örgüsünü bozduğumun farkındayım ama o kadar da önemli değil. İlk gün daha başka bir şey olmadı zaten, dolandık, durduk.
Bugün kayıt işimi de hallettim. Okulun hesabına yatırdığım 196.85 € harç (buna harç demek de ne kadar doğru, bilemiyorum ama neyse) sayesinde 1 Ekim'den itibaren Nord Rhein-Westfalen eyalet sınırları içerisinde ulaşımım ücretsiz olacakmış. O zamana kadar ise 1 Eylül'den itibaren aylık biletle idare edeceğim.
Şimdilik size anlatacaklarım bu kadar. Muhtemelen okumaktan sıkılıp fotolara göz atmaya başlamışsınızdır zaten. İlk günlerin trafiği yoğun olduğu için bu kadar uzun yazıyorum. Sürç-i lisan ettiysek affola, hadi eyvallah...

NOT: Anne, baba; ben çok iyiyim, beni merak etmeyin. Hüseyin ve Kerem bana gayet iyi bakıyor. Birkaç gün daha misafir kontenjanından yararlanacağım sanırım. Yemeklerimi öğünü öğününe yiyorum, sıkıca giyinip üşütmemeye çalışıyorum. Ne de olsa eşek kadar adam oldum artık! Bundan sonra siz kendinize mukayyet olun, hepinizi çok seviyorum :)

NOT2: Bunları yazarken saat 2:45 olmuş, yavaştan gözlerim kapanıyor. Fotoları da yarın eklerim artık. Şimdi, dağılın ülean!!